Geçtiğimiz günlerde bu vatanın yetiştirdiği büyük evlatlardan birini daha, sayın Muhsin Yazıcıoğlu'nu kaybettik. Değerli bir insandı, belki de daha iyi yerlere gelmesinin önündeki engel dürüst, seviyeli ve cesur bir siyaset anlayışı olmasıydı. Her zaman ki hayali büyük bir Türk-İslam dünyasının dünya üzerinde hakim olması düşüncesini yerine getiremedi, yaşasa da getirmezdi belki, çünkü şu an öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, yalan dolan yoksa, alavere dalavere yoksa, birilerine peşkeş çekmek yoksa ne siz bir yere gelebilirsiniz, ne de düşüncelerinizi hayata geçirebilirsiniz. O, bunları bilmesine rağmen ne ilkelerinden, ne de dürüstlüğünden, ne de amacını cesurca tarif etmekten hiçbir zaman çekinmedi. Ne mutlu ona, bu kadar asil ve şerefli bir siyaset hayatını bize örnek olarak sunduğu için. Ve ne mutlu ona ki bizlerin arasından böyle izler bırakarak gidebildiği için.
Bu ölüm bize yine toplum olarak ölenin değerini öldükten sonra anlama komedisini gösterdi. Barış Manço, Bülent Ecevit, Turgut Özal ve adı sayılamayacak nice insan. Toplum olarak duygu sömürüsü yapmayı, duygusal görünmeyi sevdiğimizden midir, yoksa yaşayana fazla saygı duymadığımızdan mıdır bilinmez ama neden böylesine değerli insanlar yaşarken hakettiği değeri alakayı göremezler bilinmez. Keşke gidenin değerini gitmeden önce anlayabilsek...
Mayıs 2018 Webinerleri
6 yıl önce